Toplumumuzun Mevcut Hali

 Yazıyla ilgili bir teklif aldığımda ister istemez eski günlere döndüm; üniversite yıllarımızı hatırladım. OMÜKAF kurulduktan yaklaşık bir yıl sonra ekibe dâhil olmuştum. Furkan Dibap, Samet Demder, Abdulhamit Bat, Sedat Tok ve adını burada tek tek sayamadığım birçok kıymetli arkadaşla birlikteydik.

 O günlerde yapmak istediklerimizi, kurduğumuz hayalleri düşündüm. Gerçekten de çok özel zamanlardı. Soçi Olimpiyatları öncesinde, tüm diaspora gençliğinde olduğu gibi bizde de büyük bir heyecan ve güçlü bir motivasyon vardı. Ne yazık ki Soçi sonrasında yalnızca heyecanımızı değil, idealimizi de büyük ölçüde kaybettiğimizi söyleyebilirim. Belki Soçi sonrası dönemde toplumun yönlendirilebileceği, etrafında birleşebileceği yeni bir hedef belirlenebilseydi, bugün bazı konular çok daha farklı bir noktada olabilirdi.

 Çerkes toplumu uzun süredir kendi içinde bir patinaj yaşıyor. Aynı kadrolar, aynı refleksler ve değişmeyen düşünce kalıplarıyla bu döngüden çıkmak giderek zorlaşıyor. Yeni bir bakış açısı, yeni bir dil ve cesur bir yenilenme olmadan ilerlemenin mümkün olmadığı açıkça görülüyor.

 Oysa değişen dünya, değişen gençlik ve ortaya çıkan yeni imkânlar bambaşka bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Geçmişin tecrübesini inkâr etmeden, ancak ona takılıp kalmadan; daha kapsayıcı, daha yenilikçi bir yol çizilmediği sürece bu kısır döngünün devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.

 Derneklerimiz bizi bir noktaya kadar taşıdı. Uzun yıllar boyunca Çerkes toplumunun örgütlülüğü konusunda önemli bir rol üstlendiler. Ancak geldiğimiz noktada, maalesef derneklerimizin büyük bir kısmı standart yıllık programların dışına çıkamayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Mevcut durumu yetersiz buluyorum fakat dernekleri doğrudan eleştirmiyorum. Artık toplumun talebinin de büyük ölçüde bu yönde şekillendiğini düşünüyorum.

 Ne yazık ki toplumumuzun güçlü bir beklentisi kalmamış durumda. Ne yaşadığımız ülkeden, ne sürgün ve soykırıma uğradığımız anavatanımızdan ne de dünyadan belirgin bir talebimiz var. Ağır bir girdabın ve derin bir asimilasyon sürecinin içindeyiz. Böyle bir toplumsal yapının oluşturduğu derneklerin de toplumu dönüştürmeye yönelik güçlü adımlar atabilmesini beklemek gerçekçi görünmüyor.

 Akademik kadrolarımız da maalesef yeterli düzeyde değil. Çok değerli akademisyenlerimiz var; ancak bir blok hâlinde hareket edebilecek, Çerkes toplumunun sorunlarını örgütlü biçimde tartışabilecek ve somut çözüm önerileri üretebilecek bir akademik yapıya sahip değiliz.

 Biz maalesef hâlâ “Çerkeslerde saygı böyledir, ata şu taraftan binilir, arabada thamade burada oturur” gibi yıllar önce şekillenmiş kalıpların etrafında dönüp duruyoruz. Bu değerlerin kültürel ve tarihsel önemini inkâr etmeden söylemek gerekir ki, yalnızca geçmişi tekrar etmek bugünün sorunlarına çözüm üretmiyor. Gelenekle bağını koruyan fakat onu çağın ruhuyla yeniden yorumlayabilen bir yaklaşım geliştiremediğimiz sürece, eskiye bağlılık ilerlemenin önünde ciddi bir engel hâline geliyor.

 Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Tüm Türkiye’de dilimiz ve kültürümüz için aktif biçimde çabalayan kaç kişi var? KAFFED’i, ÇERFED’i, Abhaz derneklerini ve bu yapılara muhalif olanları da dâhil ettiğimizde bile sayımız maalesef oldukça az. Dahası, bu sayı her geçen gün daha da azalıyor. Bu sorunları çözmeye odaklanmamız gerekirken, hâlâ “o dernek–bu dernek”, “şu grup–bu grup” tartışmalarının içinde kayboluyoruz.

 Açıkçası kendi adıma ciddi bir yılgınlık ve yorgunluk hissi taşıyorum. Biz hâlâ kendimizi asaletin ve nezaketin timsali olarak görüp masalcılık oynarken, dünya hızla değişiyor ve dönüşüyor. Bu noktada üniversite topluluklarını son derece önemli buluyorum. Bahsettiğim akademik kadroların oluşmasının belki de ilk adımı üniversite topluluklarıdır. Ancak son yıllarda gördüğüm kadarıyla bu topluluklar da giderek dernekleşme yoluna girmektedir. Düğün ve zexes gibi faaliyetlerin azaltıldığı; sorgulayan, eleştiren ve nihayetinde çözüm önerileri üretebilen üniversite topluluklarına ihtiyacımız var.

Geçtiğimiz zor dönemlerde bir ışık yakmak adına üniversite araştırma topluluklarına üye olan, yönetimlerde sorumluluk alan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Üyesi olmaktan mutluluk duyduğum OMÜKAF’a da yürekten başarılar diliyorum.

Hatko Rıza Yavuz


Yorumlar

Popüler Yayınlar