ÇERKESLİK ÜZERİNE: AİTLİK

Yıllarca Çerkes olduğumu bilerek büyüdüm. Fakat sadece bildim, öğrenemedim. Kültürle, Xabze ile büyümedim; dilimi öğrenemedim. Babam bana bunları aktarmadı. Derneklere, düğünlere gidemedim. Adını bildiğim bir eve hiç sokulmadım ben. Küçükken sadece Qafe dansını becerebiliyordum. O da Çerkes komşumuzun kızı, çocukluk arkadaşım sayesinde olmuştu. Yabancı değildim ama yabancı gibi hissediyordum. Çerkestim, fakat Çerkes ne demek, onu bile bilmiyordum. Babamlar Çerkesçe konuşuyordu fakat ben asla anlayamıyordum. Bu durum beni rahatsız ediyordu. O zamanki çocuk aklımla da “Ben Çerkes değilim, Türk’üm” demeye başlamıştım.


Liseye geçtiğim dönemlerde her şeyi araştırmaya yeni yeni başlamıştım. Yıl kaçtı hatırlamıyorum ama 21 Mayıs’tı. Sosyal medyada 1864 Çerkes Sürgünü ile alakalı yazılar çıkmıştı karşıma. Okuduğum satırlar kanımı dondurmuştu. O günden sonra araştırmaya başladım: Çerkes kimdir, bayrağımız neydi, hangi boya aidim, hangi sülaleye mensubum… Öğrendim. Fakat bu sıradan bir öğrenme değildi. Ben nereye ait olduğumu bulmuştum. Bu aidiyet bana hazır sunulmamıştı; ben ona kendim yürüyerek gitmiştim.


O gün bugündür “Ben Çerkes’im” derim. Bu cümle bazı insanlara basit gelebilir ama kendisini, soyunu kendi çabasıyla öğrenmiş biri için çok şey barındırıyor içinde. Yurdum, yuvam, bağım… Her söylediğimde hislerim daha da kabarır. Bilmiyorum bu bana ait olanı koruma isteği mi yoksa sonradan ulaşmanın getirdiği değer duygusu mu? Çerkeslikle alakalı kitaplar okurken kendime dedim ki: Burası benim yerim. Küçükken hissettiğim yabancılık duygusu uçup gitti; yerini aidiyet, aile hissi doldurdu. Ben bunu kendi ilgim ve cesaretimle sağladım.


Ben, benim gibi olan çok insan olduğunu düşünüyorum, özellikle Z kuşağının içinde. Çerkes olduğunu bilip de kültürünü, dilini bilmeyen ve bunlarla büyümeyen birçok arkadaşımın olduğunu düşünüyorum. Elimde sayısal bir veri yok ama bunu hissediyorum. Yalnız olmadığımı hissediyorum. Benim kapım çok açık olmasa da, ben başkalarına da kapı aralamak istiyorum. O hissedilen eksikliği gidermek, geç kalmışlık duygusunu azaltmak istiyorum. Ben bu yolculukta en büyük adımı üniversiteye geçince attım. Aklıma yazdığım tek şey şuydu: “Üniversiteye geçince Kafkas Topluluğuna katılacağım.” Dediğimi yaptım ve bu yolda tek başıma da yürümedim; öz ablam diyebileceğim kadar yakın bir abla buldum burada.


Bizler gibi gençler için kendimizi anlatmak çok zordur mesela. Cümlelerin içinde hep bir “ama” vardır. “Evet ben Çerkes’im ama…” diye başlayan cümleleri farklı şekillerde tamamlayabiliriz. Fakat bunu değiştirmemiz gerekiyor. “Ama”ların yerini “ve”ler almalı.


Çerkes’im ve öğreniyorum.

Çerkes’im ve çabalıyorum.

Çerkes’im ve kültürüme sahip çıkıyorum.


Velhasıl kelam, aidiyet “Ben buradayım” diyebilmektir. Yeni kuşaklara bu duyguyu sadece hatırlatmak ve cesaretlendirmek yeterli. Çünkü içlerindeki o ruh, onları zaten itecektir öğrenmeye.


LESERIKO Sudem Ezgi İzgi

Yorumlar

Popüler Yayınlar