İngilizce Eğitimi, Xabze ve Çerkeslik Üzerine

 Kendinizden ve İngilizce öğretmeni olma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz?

Benim adım Goshnag ve ben Çerkesim. Adıge Cumhuriyeti’nde, Çeçemsiy (Chachemsiy) adlı çok küçük bir köyde büyüdüm. Küçük yaşlardan itibaren yabancı dillere karşı güçlü bir ilgim vardı. Ancak okulda bize yalnızca Almanca öğretiliyordu. Oysa ben çocukluğumdan beri İngilizce öğrenmenin hayalini kuruyordum. İngilizce şarkılar dinlediğimi ve sözlerini anlamayı ne kadar çok istediğimi hâlâ çok net hatırlıyorum.

Büyükannem Harihan Unarokova bu potansiyelimi fark etti ve beni dil öğrenme konusunda teşvik etti. Halam, Profesör Raya Unarokova’dan bana destek olmasını ve yabancı dillere ciddi şekilde yönelmemi sağlamasını istedi. Onların yönlendirmesi ve bana olan inançları sayesinde dilbilim eğitimi aldım ve Adıge Devlet Üniversitesi’nden Almanca ve İngilizce öğretmeni olarak mezun oldum. Yüksek lisansımı başarıyla tamamladıktan sonra daha fazla öğretmenlik deneyimi kazanmak istedim ve Samsun’a taşındım. Burada farklı geçmişlerden gelen öğrencilerle çalışma fırsatı buldum, mesleki becerilerimi geliştirdim ve dil öğretimine dair bakış açımı derinleştirdim.

Türkiye’de çalışmaya başladığım ilk günden itibaren, on dört yıllık öğretmenlik deneyimim boyunca, ağırlıklı olarak Türk öğrencilerle çalıştım. Bu süreçte sık sık aynı cümleleri duydum: “Yıllardır İngilizce öğreniyorum ama konuşamıyorum” ya da “İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum.” Bu ifadeler bana öğrencilerin yalnızca dil bilgisiyle değil, aynı zamanda özgüven ve öğrenme alışkanlıklarıyla da mücadele ettiğini gösterdi.

Bu uzun süreli gözlemler, zamanla doktora çalışmamın temelini oluşturdu. Öğrencilerin sahip olduğu bu yerleşik psikolojik ve öğretimsel engelleri sorgulamak istedim. Bu nedenle tamamen özgün öğretim materyalleri tasarlayıp uyguladım. Amacım, öğrencilere farklı öğrenme yolları sunmak, motivasyonlarını artırmak ve dil öğrenme sürecinde süreklilik kazanmalarına yardımcı olmaktı.

Rusya’da İngilizce öğretmenliği yapma deneyiminiz nasıldı?

Daha önce de bahsettiğim gibi, köy okulunda yalnızca Almanca vardı. Üniversitenin üçüncü yılında, okulumda ilk kez İngilizce dersleri vermem istendi. Bu, benim için son derece özel bir andı. Benim gibi İngilizce öğrenmeyi hayal eden ama bu fırsatı hiç bulamamış öğrencilerle çalışıyordum. Onlar için bu kapıyı açabilmek hem çok anlamlı hem de çok motive ediciydi. Bu deneyim, öğretmenliğe olan bağlılığımı daha da güçlendirdi. Kısacası, memleketimde İngilizce öğretmek benim için çok besleyici ve değerli bir deneyimdi.

Size göre iyi bir İngilizce öğretmenini diğerlerinden ayıran en önemli özellik nedir?

Bence en önemli özellik empati kurabilmektir. İyi bir öğretmen öğrencilerinin yaşadığı zorlukları anlar, onları motive eder ve hata yapmanın öğrenmenin doğal bir parçası olduğu güvenli bir öğrenme ortamı yaratır. Aynı zamanda esnek olmalı ve öğrencilerin sadece dil becerilerini değil, özgüvenlerini de geliştirmeyi bilmelidir.

Öğrenciler için İngilizce öğrenmenin en zor yanı sizce nedir?

Bana göre en büyük zorluk, korkmadan konuşabilmektir. Pek çok öğrenci grameri ve kelimeleri biliyor, ancak hata yapma korkusu nedeniyle konuşmaktan çekiniyor. Bunun büyük ölçüde öğrenenlerin zihniyetiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Hataları öğrenmenin doğal bir parçası olarak kabul eden ve açık fikirli olan öğrenciler, çok daha hızlı özgüven kazanıyor ve konuşmaya başlıyor.

Akıcı İngilizce konuşmak isteyenlere en önemli tavsiyeniz nedir?

En önemli tavsiyem, İngilizceyi her gün kullanmalarıdır. Hatalı da olsa düzenli konuşmak, mükemmel olmaya çalışmaktan çok daha etkilidir. Süreklilik bu işin anahtarıdır.

Ana dili İngilizce olmayan bir öğretmen olmanın avantajları var mı?

Kesinlikle var. Ana dili İngilizce olmayan bir öğretmen olarak, öğrenme sürecini öğrencilerin bakış açısından çok iyi anlayabiliyorum çünkü ben de aynı yollardan geçtim. Farklı bir eğitim ve kültürel arka plandan geldiğim için dili anlatırken alternatif yollar sunabiliyorum. Ayrıca yaygın hataların ve zorlukların daha fazla farkındayım, bu da öğrencilere daha gerçekçi ve cesaretlendirici bir destek sunmamı sağlıyor. Beş dil konuşuyorum ve şu anda Korece öğreniyorum. İnanın bana, en önemli anahtar hata yapmaya açık olmak, dili hayatın içine hemen dahil etmek ve öğrendiğiniz her kelimeyi, her cümleyi kullanmaya çalışmaktır.

Çerkes kimliği sizin için ne ifade ediyor?

Çerkes kimliği benim için köklerimi, değerlerimi ve aidiyet duygumu temsil ediyor. Tarihimle, kültürümle ve atalarımla kurduğum derin bir bağdır. Samsun’a taşındıktan sonra bunu daha iyi fark ettim. Çerkesler arasında yaşarken, anavatan dışında topluluğumuzun ne kadar küçük olduğunu ve ana dilimizin ne kadar hızlı kaybolduğunu daha net gördüm.

Zamanla Çerkesçe konuşabilen insan sayısının ne kadar azaldığını ve durumun ne kadar ciddi olduğunu fark ettim. Bu yüzden Çerkes olmak ve dili konuşabiliyor olmak benim için çok kıymetli.

Kültürel bilincin güçlü olduğu bir aileden geliyorum. Ablam Shamset bir Adıge dili öğretmeni. Halam, hayatını Çerkes folkloruna adamış bir üniversite profesörü. Kuzenlerimden biri dili ve geleneksel sanatları öğretiyor, diğeri ise ulusal televizyonda Çerkesçe spikerlik yapıyor. Böyle bir ortamda büyüdüğümüz için köklerimizi bilmek ve korumak bizim için her zaman çok önemli oldu.

Rusya’da ve Türkiye’de Çerkes olma deneyimi arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

Rusya’da Çerkes kimliği günlük hayatta, dil kullanımında ve geleneklerde daha görünür. Türkiye’de ise kimlik daha çok aile ve topluluk içinde korunuyor. Bu durum kültürel devamlılığı zorlaştırsa da, aynı zamanda daha bilinçli ve anlamlı kılıyor.

Çerkes dili ve kültürü bugün yeterince korunuyor mu?

Bazı çabalar var, ancak yeterli olduğunu düşünmüyorum. Dil aktif olarak kullanılmadığı ve kültürel eğitim güçlendirilmediği sürece, Çerkes mirasının önemli parçalarını kaybetme riski devam ediyor.

Gençlerin Çerkes kimliğini korumadaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gençlerin rolü çok büyük. Dili öğrenir, gelenekleri yaşatır ve kimlikleriyle gurur duyarlarsa kültür de yaşamaya devam eder. Gelecek büyük ölçüde onların ilgisine bağlı. Altı yaşında bir oğlum var; dili anlıyor ama Türkiye’de yaşıyor olmamız ve dil ortamının sınırlı olması nedeniyle konuşması yeterince gelişemiyor. Yaz aylarında ailemi ziyaret ettiğimizde, iletişim kurmak için gerekli kelimeleri ve bazı kalıpları kullanmaya başlıyor.

Dil ile kimlik arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dil, kimliğin temel bir parçasıdır. Tarihi, dünya görüşünü ve kolektif hafızayı taşır. Bir dil yok olduğunda, kimliğin önemli bir parçası da yok olur. Anton Çehov’un sıkça alıntılanan şu sözü bana çok anlamlı gelir: “Bildiğin her dil, seni bir insan daha yapar.” Her dil, dünyaya farklı bir pencereden bakmamızı sağlar. Ayrıca yabancı dil öğrenmenin bilişsel faydaları vardır ve Alzheimer gibi hastalıkların gecikmesine katkı sağladığı da bilinmektedir.

Genç İngilizce öğretmenlerine ve Çerkes gençliğine vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Genç İngilizce öğretmenlerine şunu söylemek isterim: Öğrenmeyi asla bırakmayın ve öğrencilerinizin hayatındaki etkinizin farkında olun.
Çerkes gençliğine ise: Kimliğinize sahip çıkın, dilinizi öğrenin ve kültürünüzü yaşatmanın sizinle başladığını unutmayın.

Goshnag ARSLANBAY

(Mülakatı yapan: Emir ALTIN)

Yorumlar

Popüler Yayınlar